En Baba Blog

Babaların buluşma noktası

En Utandığım Anlar (Güncel)

leave a comment »

Serkan diye bi arkadaş var, orta boylu ve dazlaktır, meslektaş olduğumuz için belediye ve tapu müdürlüklerinde çok karşılaşırız. Kendisi aynı zamanda boksördür, hobi olarak başladığı boksta sonradan bayaa profesyonel oldu, şampiyonalara filan katıldı. Ben de kendisiyle her karşılaşmamda filmlerden gördüğüm boks hareketlerinden bir hamle yaparım, o da benim bu zevzekliğime karşılık şakacıktan gard alıyormuş gibi yaparak nezaketle karşılık verir. O gün Çankaya Tapu Müdürlüğünden çıkmak üzereydim ki camlı kapının arkasında bizim dazlağı gördüm, tam ben çıkarken o da içeri giriyordu ve kapıda karşılaştığımız anda ben karın boşluğuna doğru bir yumrukumsu savurdum..

Ama…

1 saniye içinde fark ettim ki…

O kişi Serkan değilmiş!!!

Yumruğumun ulaştığı orta boylu dazlak vatandaş, profesyonel bir boksör olmadığından gardını almadı… ve benim yumruk LAAPS diye adamın karın boşluğuna oturdu!!! Allahtan “şakacıktan” atılan bir yumruk olduğundan adam öyle iki büklüm filan olmadı ama eleman tabi ki ŞOK!! Düşünsenize, bir işinizi halletmek için devlet dairesine gidiyorsunuz, daha kapıdan içeri adımınızı atar atmaz adamın biri sizi yumrukla karşılıyor.. Ben de saniyesinde durumu toparlamaya çalıştım, “yaa pardon ben sizi bi arkadaşa benzettim de, heh hüh” diyerekten. Adam da makul bir insanmış ki sadece şöyle dedi: Sen sokakta gördüğün arkadaşlarına yumruk mu atarsın?..of allahım,yer yarılsın içine gireyim diyerekten adama durumu anlattım, işte size benzeyen arkadaş boksördür de falan da filan da..

Uzun lafın kısası arkadaşlar siz siz olun zevzeklik yapmayın.


Günlerden cumartesiydi ve takvimler 12 Aralık 2015’i gösteriyordu. Kaplan’ın 2. yaş günü için hediye ve parti malzemesi almak için gittiğim Gordion Alışveriş Merkezinde karşılaştık Aykın Bey’le. Kendisi güzide kreşimiz Kidsland’in velilerinden olup havanın güzel olduğu zamanlarda çocuklarımız kreşin bahçesinde oynarken çokça sohbet etmişliğimiz vardır.

Karşılaştığımızda çocukları da yanındaydı,onlar da oyuncak almaya gelmişlerdi. Ben de orada bulunma sebebimi açıklamak için (çok lazımmış gibi,sanki benden böyle bir beklenti var da…) “Bugün Kaplan’ın doğum günü de,ona hediye almaya geldim” dedim.
Sonra bi an durdum…Keşke durduğumla kalsaydım. Ama kalmadım, kalamadım. İçinde bulunduğumuz bu durumda bi tuhaflık sezdim. Madem ki bir doğum günü partisi vardı,neden onları da çağırmıyordum?
Buradan sonra biraz daha düşünüp öyle konuşmaya başlamalıydım. Ama karşılıklı bakışma ve garip sessizlik uzamaya başlamıştı. Aslında ben cümlemi bitireli henüz 1-2 saniye olmuştu ama bana sanki dakikalardır boş boş birbirimize bakıyormuşuz gibi geldi. Hemen müdahele etmeliydim,birşeyler söylemeliydim. Ben de kafamın içinde devam etmesi gereken iç sesimi hoparlöre bağladım ve dedim ki:
-Sizi de davet ederdim ama o kadar samimi değiliz….
….
….
Evet,bunu dedim…Tam da bu kelimelerle,adamın gözünün içine bakarak,aynen bunları söyledim…
Sizi de davet ederdim…
ama o kadar samimi değiliz…
Evet sevgili okur,bir insan beyniyle düşünmeli,ağzıyla konuşmalı. Ağzınla düşünürsen olacağı bu!
Hayatım boyunca bundan çok çektim:ağzıma geleni lak diye söylemek! Ama daha önce hiç bu kadar büyük bir çam devirmemiştim. Hatta öyle sanıyorum ki insanlık tarihinde daha önce hiç böyle bir cümle kurulmamıştır, ben ilk olmuş olabilirim.
Aykın bey hiç tepki vermedi. Böyle bir lafa nasıl tepki verilir ki zaten? Belki o da beyninin içinde bunun cevabını arıyordu o sırada. Ama kendisi çok nazik bir insan olduğundan sadece kibarca gülümsedi ve sonra konuşmayı sonlandıracak bir şeyler söyledi ama ben o kısmı pek hatırlamıyorum. Çünkü söylediğim şeyin inanılmaz utandırıcılığını daha yeni kavramaya başlamıştım. Önce başım dönmeye başladı, sesler boğuklaştı, görüntüler bulanıklaştı, az önce ağzımdan çıkan cümle bir karabasan gibi üzerime çöktü,göğsüme bastırmaya başladı.
NE DEDİM LAN BEN AZ ÖNCE??? diye bağıra bağıra koşarak oradan uzaklaşmak istedim, yer yarılsın içine gireyim de yarık üzerime kapansın istedim, Süpermen olup uzaya gidip dünyayı tersine çevireyim de zaman geri gitsin istedim, birkaç saniye öncesine dönüp Fight Club’daki Edward Norton gibi kendime öyle bir yumruk atayım ki dişlerim dökülsün istedim.
Evet sevgili okur,bunların hepsini istedim,ama tüm bunların yerine “ıhadi hoouldu hosaman, gorüşrüüüzsh”gibi bişeyler geveleyerek olay mahallini terk ettim.Koşmamaya çalışarak ama hızlı adımlarla AVM’den çıktım,otoparka varınca arabaya doğru koşmaya başladım. Arabaya bindiğimde hala kulaklarım uğulduyordu.Kendimi eve zor attım.
Peki hikaye burada bitti mi? Hayır bitmedi.Daha sonra Aykın Bey’le illa ki karşılaştık tabi. Ben hemen açıklama yapmaya giriştim, “Ben aslında o gün şunu demek istemiştim, yaani hani birisini doğum gününe çağırınca “hadi bana hediye al” diyomuşuz gibi oluyo ya,ben de sizi böyle bir zapturapt altına sokmak istemedim de ondan öyle şeettim,heh hüh” diyerek söylediğim inanılması güç dingillikteki cümleye felsefi bir derinlik katmaya çalıştım. O da çok kibar bir insan olduğundan “Ben sizin içtenliğinizi biliyorum sorun değil” dedi gülümseyerek.
Sonra nedense bir daha hiç karşılaşmadık kendisiyle, ne parkta, ne kreşte, ne de Gordion’da.
Aykın Bey,şu an bu satırları okuyorsanız lütfen patavatsızlığımı affedin. Ama yani haksız mıyım? (Bak haala…)
——————————————————————————————
3-4 sene kadar önceydi, Tayga’yı almaya gittim kreşe,uzun zamandır görmediğim Orkun bey ve yeni doğum yapan eşi Hande hanım ile bir başka veli Ceren hn. sohbet ediyolardı, Orkun az bi göbek yapmış,yanlarına giderken magazin programı anonsu ses tonumla “Orkun bey’in doğum sonrası kilolarından kurtulamadığı gözlerden kaçmadıııı” dedim,gülüştük filan, Hande’yle göz göze geldik “ama siz kilo vermişsiniz” diyecek oldum,ama bi an durdum ve beynimden şöyle bir uyarı geldi ağzıma doğru:yeni doğum yapmış birisine kilo ile ilgili espiri,yorum ve hatta iltifat dahi yapma! Nasıl bir tepkiyle karşılaşacağını asla bilemezsin. Ama laf ağzımdan çıkmaya başlamıştı ve o 1 milisaniye içinde bunları düşünüp bakışlarımı Hande’den kaçırarak Ceren’e yönelttim.Ok yaydan çıkmıştı bir kere ve “ama siz kilo vermişsiniz” lafı hedefini şaşıp konuyla hiç alakası olmayan Ceren’e ulaştı. O da çok normal olarak bi an garipsedi ama nazikçe teşekkür etti ve tam da sohbet o noktada farklı bir yöne gidecek,konu kapanacak ve kendi salaklığımla içine düştüğüm bu garip durum sona erecekken Hande bütün ciddiyetiyle duruma el koydu: Yalnız doğumu BEN yaptım!!… dedi… Bi an sessizlik oldu. Herkes benim bi açıklama yapmamı bekliyordu. Neden Orkun’a içinde “doğum” ve “kilo” geçen bir espiri yapıp sonra Hande’yi pas geçerek Ceren’e içinde “kilo” geçen bir cümle kurmuştum? Bunun bir açıklaması olmalıydı, herkes merak dolu gözlerle bana bakıyordu:neden?  peki ben ne dedim: “Biliyorum”… sadece bunu söyleyebildim, Han Solo’nun Prenses Leia’ya söylediği tonda: Biliyorum…Hande hn., eğer bu satırları okuyorsanız sizden özür diliyorum, o “kilo vermişsiniz” sizeydi.
giphy
Sene ’96,üniversitedeyim,Ankara’dan Adana’ya gidicem,Varan otobüslerinde bay veya bayan yanı diye birşey yoktu o zaman,karışık veriyolar bileti.Bi de otobüsün iç sıcaklığı bi saçma oluyo,ya çok terliyosun ya da donuyosun. Ben de kazakla bindim otobüse, otururken bizim sınıftan Adana’lı 2 kız geldi (Ayça’yla Bihter),onlar da tam arkamda oturuyomuş meğer,”aa siz de mi bu otobüstesiniz” filan ayak üstü sohbet sonrası geçip oturdular.ben de koridor tarafında oturdum,yanım henüz boş,bekliyorum. Bi kız bindi otobüse,kılık kıyafet “BEN BİLKENTLİYİM” diye bağırıyor resmen,durdu yanımda,yan koltuğu göstererek “geçebilir miyim” dedi,koridora doğru kaykılıp yol verdim,geçti oturdu ama Ayçayla Bihteri tutabilene aşkolsun, “OOOOOO”lar “VAAAAAY”lar  “hadi yine iyisiiiin”ler havada uçuşuyor. Ben de duymazdan geliyorum ama kıpkırmızı oldum,ter bastı. Bu arada otobüs hareket etti ve amca klimayı da kökleyince iyice cehennem oldu. Kazağı çıkarayım nasıl olsa altımda tişört var diyerekten yanımdaki kızla aramdaki “personal space”i de korumaya çalışarak kazağı tek hamlede bi çıkarttım…. altta tişört yok…. Yaklaşık 1 saniye kadar otobüsteki durum şu: arkamda sınıfımdan 2 kız, yanımda hiç tanımadığım bir ikoncan ve ben yarı çıplak bir halde oturuyorum Setra otobüsün 20 numaralı koltuğunda. Hemen geri giydim tabi kazağı ama arkadan bi kahkaha koptu tabi. Aman kimseyi rahatsız etmeden çıkarayım derken tişört kazakla birlikte gelmiş. İkisini birden geri giydim ama tekrar şansımı deneyip daha dikkatli bir şekilde “sadece” kazağı çıkartmak için herkesin uyumasını bekledim. Ankara’ya dönüşte sınıfımdaki herkesin olayı bire bin katılmış bir şekilde öğrenmiş olması da kaçınılmazdı tabi ki.Olayın okulda kulaktan kulağa anlatılmasının son aşamasında ben yanımdaki kıza tecavüze yelteniyordum…
—————————————————————————————–
Okul kıyafet ve kitaplarının yegane satıcısı olması nedeniyle Ted Dükkan eğitim yılının başlamasına yakın çok kalabalık olur ve kasalarda uzun kuyruklar oluşur. Ben de okulun açılmasına az bir zaman kalmışken gittim, kalabalığın arasında bekliyorum kuyrukta. Önümdeki beyfendi bana dönüp sol taraftaki su sebilini göstererek “müsadenizle ben bi su alıp gelicem” dedi, ben de “ne demek tabi ki müsade sizin” dedim, “siz de ister misiniz su?” dedi, ben de “yok teşekkür ederim” dedim ama daha saniyesinde aslında gayet de susamış olduğumu fark ettim ama adam artık sebile doğru yönelmişti,ben de “keşke isteseydim ya,neyse o dönsün sonra ben gider alırım” diye düşünürken adam önce suyunu içti,sonra başka bir bardağa su doldurup direk yüzüme bakarak bana doğru gelmeye başladı ve iyice yanıma yaklaşınca da suyu bana doğru uzattı,ben de refleks olarak elimi bardağa götürdüm ve “ya çok teşekkürler,çok incesiniz” dememle adamın bardağı geri çekmesi bir oldu. “siz istemediniz diye size getirmedim,bunu eşime getirmiştim” dedi omzumun üzerinden arkama doğru bakarak, arkaya bi döndüm ki eli bardağa doğru uzanmış bir bayan…”ya hay allah ben de hemen nasıl atladım sazan gibi,heh hüh” diyerek durumu toparlamaya çalışsam da kuyruktaki herkesin bakışlarıyla beni recm etmesine engel olamadım…ya da bana öyle geldi.
——————————————————————-
Sene ’91, 13 yaşındayım,Adana’dayız, bizim sınıftan birisinin doğum günü var (sanırım Evren),ben de babamın aldığı yeni kotu o gün giymek için saklıyorum,daha hiç denememişim bile, o gün ilk kez giydim ve eneeem,kot çok bol. Babam “seneye de giyeyim” diye bol almış muhtemelen,neyse nolcak kemer takarım. Buldum eski bi kemer,taktım çıktım,gittim Evren’e. Daha kimse gelmemiş,açtık müziği saçma sapan dans ediyoruz Michael Jackson hareketleriyle,Black or White albümü yeni çıkmış,iyice kökledik müziği verdik coşkuyu,artık o sırada ben nasıl bir ergen manevrası yaptıysam kemerin tokası kırıldı. Evren dedi ki gidip pastayı almamız lazım,sen de kemer alırsın bi yerden,iyi dedik çıktık ama kotu çekiştirerek yürüyorum sürekli. Adana’nın en popüler ve hafta sonu en kalabalık caddesi Gazipaşa Caddesinde yürüyoruz, köşe başında kazı-kazan’cı gördük,hadi birer tane alıp kazıyalım,Evren kazıdı,fos tabi ki,ben aldım kazıyorum,arkadan sinsice yaklaşan bir gölge gördüm ama daha arkamı dönüp de kim olduğuna bakamadan Mert’in kotumu arka cep hizasından tutup aşağı çekmesi ve benim caddenin ortasında donla kalmam bir oldu…Sonra tabi benim kotumu çekiştirerek caddede Mert’i kovalamam,yakalayıp yere yatırıp ayakkabısını çıkartıp Amerikan Elçiliği bahçesine atmamla ve Mert’in evine tek ayakkabı üzerinde zıp zıp gitmesiyle sonuçlanan bir olaylar silsilesi başladı ama olan olmuştu artık. Ben donla kalakalmıştım ve caddedeki herkes bana gülmüştü.. ya da bana öyle geldi.
——————————————————————-
Akbank Ümiyköy şubesine gittim, müşteri no. veya TC girmeden normal bir sıra numarası aldım, sıra bana gelince bankoya gittim,bayan adımı sordu,söyledim,işlemimi yaptı ve gittim. Buraya kadar her şey normal. Ertesi gün aynı şubeye gittim ve bu sefer TC no. ile sıra aldım,aynı kişiden sıra geldi ve bankoya gittiğimde bayan “hoş geldiniz Gürkan bey” dedi. Bi an şaşırdım ismimle hitap etmesine ve “haa tabi ya,dün de gelmiştim ondan,vay be demek isim hafızası iyiymiş” diye düşündüm ve “Hafızanız iyiymiş” dedim,bayansa donuk bir ifadeyle bana bakıp “işleminiz neydi” dedi ve o an beynimde bir boksör kulağıma eğilip fısıltıyla “TC no. ile sıra aldığında ismin onun ekranında görünüyor” diyip karın boşluğuma sert bir yumruk attı. (Serkan naber?)
Adsız
Reklamlar

Written by gurkanyucel

04 Kasım 2017 at 11:41

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

DİALOGLAR-2

leave a comment »

Eskileri derledim

Bir de yeni ekledim

Aklımdayken yaziim

Unutmiim istedim…

MAYIS 2015

Tayga (6 yaş) son günlerde arılarla bozdu kafayı. Arılar nasıl uçar? Arılar nasıl sokar? Sokan arı neden ölür?…Elimden geldiğince sorularına cevap vermeye çalışıyorum ama bazen error vermiyor da değilim.
-Baba arıların iğnesi kendisine neden batmıyor?
-Euuu..
-Kurbağalar arı yer mi?
-EVET (oh be bildiğim yerden sordu)
-Ama o zaman arının iğnesi kurbağanın ağzına batmaz mı?
-Euujjbzzt..

NİSAN 2017

-Baba zaman makinesi diye bişi var mı?
-Yok oğlum.
-Geçmişe dönemeyiz ama geleceğe gidebiliriz bence.
-Nasıl?
-BEKLEYEREK

d5acf82fc76b9082cb9b6c94293545f9

MAYIS 2017

Tayga (İlkokul 2. sınıf): Baba bugün matematik dersinde öğretmen bi soru sordu,cevabını bi tek ben bildim.

-Soru neydi?

-Roma rakamlarının kullanılmasından neden vazgeçilmiş olabilir?

-Sen ne dedin?

-0 (sıfır) olmadığı için!!!

yuzu-kizaran-emoji-1

HAZİRAN 2017

-Baba seni gıcık ediim mi?

-Et bakalım.

-Öyle et bakalım demekle olmaz,seni gıcık ediim mi?

-??Bu haala var mı ya?

-Bu haala var mı ya demekle olmaz,seni gıcık ediim mi?

-Biz de yapardık küçükken.

-Biz de yapardık küçükken demekle olmaz,seni gıcık ediim mi?

(Gıcık oldu)

TEMMUZ 2017

Okul çıkışı sohbet:

Ben:Günün nasıl geçti Tayga’cım? Seni üzen herhangi bir şey oldu mu bugün? Veya güldüren?

Tayga:(Kısa bir sessizlikten sonra) Bak baba, tam 3 yıldır her akşam aynı soruları sorup duruyorsun, ve ben bundan artık çok sıkıldım, uzun süredir ses çıkarmıyorum ama artık yeter!!!

EKİM 2017

Tayga (8 yaş):Baba sana “talking”in anlamını söyliim mi?

-Söyle

+Uzun kral… ehehe

(Kime çekti bu çocuk hiç anlamıyorum)

Written by gurkanyucel

02 Kasım 2017 at 15:12

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

KeRİZ

leave a comment »

Written by gurkanyucel

20 Ekim 2016 at 11:00

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Bir pazar sabahı

leave a comment »

30.04.2016

-Baba bişi dicem ama kızma.

-Kızmicama söz veremem,daha önce olan olayı biliyosun, ama kızmamaya çalışacağıma söz verebilirim.

-Hani girilmesi yasak olan arka balkon var ya?

-Evet?

-Ben oranın anahtarını buldum.

-Eee?

-Kapısını açıp girdim,içerde bi çekmece vardı.

-Eeee?

-Onu açtım,içinde minik bir şişe vardı.

-Eeeee?

-Onu açtım,içinde gri bi sıvı vardı.

-Eeeeee?

-Onu döktüm çünkü şişesini çok beğendim. O benim olabilir mi?

-Getir bakim şişeyi.

(1 saat sonra)

Yer:Çocuk acil servisi

Dr: 24 saat gözetim altında tutucaz,burada panzehir uygulaması yok,o nedenle yarın sabah sizi hıfzıssıhha toksikolojiye sevk edicez. Olay adli vaka olduğu için bu memur bey ifadenizi alacak,geçmiş olsun.

Polis: Olayı baştan anlatır mısınız?

(Arkası yarın)

IMG_20160501_092721

 

2 HAFTA ÖNCE (15.04.2016)

-Baba bişi dicem ama kızma.

-Tamam kızmicam söyle.

-Hani girilmesi yasak olan arka balkon var ya?

-Evet?

-Ben oranın anahtarını buldum.

-Ama nasıl olur? Anahtara ulaşama diye dolabın üstüne koymuştum?

-Sandalyeyle çıkıp aldım.

-Ee?

-Kapısını açıp girdim,içerde senin alet çantan vardı.

-Eee?

-Onu açtım,içinde sarı bi tutkal vardı.

-Getir bakim tutkalı….JAPON LAN BU,ELİNE YAPIŞIRSA PARMAKLARIN KİTLENİR,CERRAH BİLE ZOR AÇAR,DELİ MİSİN SEN,OYNANIR MI BUNLA??

-Hani kızmicaktın?

1 HAFTA ÖNCE (22.04.2016)

-Baba bişi dicem ama kızma.

-Gene arka balkona mı girdin? Ya çıldırıcam, bu sefer çok iyi saklamıştım, nası buldun anahtarı?

-Çekmecedeki eldivenin içindeydi.

-Bak babacım,o balkon çok tehlikeli,bin defa söyledim oraya girme diye, bi gün başına bi iş gelecek.

-Bu benim olabilir mi?

-Bakim ne o?…MAKET BIÇAA LAN O,KAFAYI MI YEDİN?

(20 YIL ÖNCE,ADANA)

Hikayenin bu kısmı muallak,o nedenle uydurcam:

-Pardon bakar mısınız,bu kül tablası ne kadar?

-2 milyon ablacım.

-Şu minik şişe nedir?

-Nazarlık abla o.

-İçinde ne var?

-CIVA…

(To be continued…)

http://onedio.com/haber/7-den-70-e-herkese-korktugumuz-kadar-varmis-dedirtecek-nazar-inanci-gelenegimiz-459613

 

OLAY GÜNÜ

Polis: Olayı baştan anlatır mısınız?

-Çocuk cıva şişesini açayım derken kırmış, eline bulaşmış ama ağzına veya burnuna temas etmemiş.

-Evde cıvanın ne işi var?

-Eşim çevre mühendisi, onun laboratuvar eşyalarının arasından bulmuş sanırım. (Doğrusu: Eşimin annesi yıllar önce nazarlık olarak hediye etmiş.)

-Neyse geçmiş olsun, çocuğa bişi olmazsa konu kapanır ama aksi halde soruşturma açılır ihmal olup olmadığını tespit etmek için.

-…. O ihtimali düşünmek istemiyorum ama çocuğa bişi olursa zaten bize olacakların yanında soruşturma filan hava CIVA…

SON SÖZ

Bugün aldığımız kan tahlili temiz çıktı. Bir maceranın daha sonuna geldik…

Written by gurkanyucel

01 Mayıs 2016 at 06:50

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

EBLEH

leave a comment »

Herşey Rüzgar’ın baş ağrısıyla başladı. O güne kadar ne de mutluyduk, geceleri uyuyor,gündüzleri algılarımız açık bir şekilde normal bir gün geçirebiliyorduk. Ta ki
Rüzgar “öğretmenim başım ağrıyor” diyene kadar. Annesi gelip Rüzgar’ı okuldan aldığında artık çok geçti, en yakın arkadaşı Tayga çoktan kapmıştı virüsü. Akşam
babasının elinden tutarak eve doğru giden Tayga “Bugün Rüzgar’ın başı ağrıdı,annesi de gelip onu erken aldı” dediğinde baba kişisi başına geleceklerden
habersiz,kafasının içinde “O ikea rafını 2-3 milim daha yukarı monte etseydim keşke” düşünceleri dolaşırken boş gözlerle oğluna bakarak “Hı hı” dedi. 3-4 gün
geçmemişti ki alnından öpen annesinin “Sıcak mısın sen sanki biraz?” sorusunu Tayga’nın “Başım ağrıyo” şeklinde cevaplaması,babanın beyin hücreleri arasındaki
nöronlarda ufak çaplı bir hareketliliğe yol açtı: Şimdi bu rafı söksem 2-3 milim yukardan geri monte edemem ki,dübel yeri mahfolur.
Ne olduğu belirlenemeyen hastalığı hafif atlatmıştı Tayga,ama ebleh babası o kadar şanslı olamayacaktı. Burnuna sokulan kameranın geri çekilirken yarattığı gıdıklama
hissine karşı koymaya çalışırken kızarık gözlerle izlediği doktor, gözlüğünün üzerinden bakarak “Nezle olmuşsunuz,teraflu yazıyorum.” dediğinde aniden kafasında bir
şimşek çaktı: Aaa tabi yaaa, rafları levhayla birbirine bağlarsam 2-3 milim yukarı çekebilirim!

Aylar öncesinden planlar yapılmıştı, ilk defa yıllık iznini evde geçirecek, geç saatlere kadar uyuyacak, uzun kahvaltılar yapacak,hatta gazete okuyacaktı. Tatilinin
daha ilk gününde çok feci hastalandığına mı yoksa suya düşen planlarına mı yanacağına henüz karar verememişken,birşeyler hatırlamaya çalıştığında hep yaptığı gibi
tavanla duvar kesişimindeki kartonpiyerlere bakarak sinirli bir şekilde “kim demişti lan -Hayat, sen planlar yaparken başına gelenlerdir- diye?” dedikten sonra sözün
hatırlayamadığı sahibine okkalı bir küfür savurdu. Ama küfrün adresine ulaşması mümkün değildi çünkü o sözün sahibi 36 sene önce, kaldığı otelin önünde kendi hayranı
tarafından vurularak öldürülmüş ve çoktan tahtalı köyü boylamıştı. Savurduğu küfrün ruhuna verdiği anlık rahatlamayla yerinden kalkarak mutfağa gitti,tuvalet kağıdıyla
silinmekten parçalanmış burnunu çekiştirirken dudağındaki uçukları yalayarak takvime baktı ve “2 güne iyleşirim ben yeaa” diye geçirdi içinden.

“Baba elmaaaa” komutuyla buzdolabına doğru yönelirken “Bütün tatilimi hasta geçirdiğime inanamıyorum” diye mırıldandı. Meyve sepetinden çıkardığı elmaya çekmeceden
aldığı bıçağı sinirle sapladığında artık acınacak halde olduğunun farkında bile değildi. Başına gelenler karşısında yapabildiği tek şey buydu:Elmaya bıçak saplamak.
Ertesi gün işe başladığında oda arkadaşı onu en gevrek sırıtışıyla karşılayarak “Amma tatil yaptın heaa nerdesin olm sen,uyuyamadığın yılların acısını çıkarttın
heralde, uyumaktan mallaşmışsın ehaue” dediğinde sinirlerine hakim olmaya çalıştı ve günlerdir boş duran masasında birikmiş imzalanacak evraklara bakarak gülümsemeye
çalıştı: Yok lan o kadar uyumadım, evdeki rafları filan tamir ettim.

55599772_tn30_0

Written by gurkanyucel

08 Mart 2016 at 08:04

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

İCAT ÇIKARMA

with 2 comments

Adsız

Written by gurkanyucel

28 Ağustos 2015 at 11:19

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

OKUL İŞİNİ NAAPTINIZ?

with 6 comments

Walla işte naapalım,haala kafamız çok karışık.Çok fazla alternatif var ve fikrimiz sürekli değişiyor. Önceleri “ilkokulu hangi okulda okuyacaksa,anaokulunda da o okula gönderelim ki kreşten okula ani geçiş olmasın,anaokulu bi alışma evresi olsun” diye düşünüyoduk ama sonra dedik ki hali hazırda alışık olduğu ve sevdiği kreşinden ayırarak çocuğun hayatını sarsmayalım,zaten yeni kardeş oldu,2. sarsıntıyı ne kadar geciktirirsek o kadar iyi olur diye düşündük ve anaokuluna şu an gittiği kreşte devam etmesine karar verdik.Hem böylelikle okul araştırması için 1 sene daha zaman kazanmış olduk.Bi de şöyle bi durum var,anaokulu için koleje gönderirsek hemen okuma-yazma ön çalışmalarının başlayacak olmasını biz pek tercih etmiyoruz. Anaokulunu okul ortamından ziyade kreş ortamında okuması,1 sene daha fazla oyun oynaması ve okul stresine 1 sene daha geç girmesi anlamına gelir.O nedenle anaokulu konusunda son kararımızı Kidsland’den yana verip bu konuyu şimdilik kapattık ama ilkokulda nereye gidecek, orası haala muallak.Daha önce bahsettiğim gibi Gürçağ var işte aklımızda ama şimdi bi de MEV‘i düşünmeye başladık. Gürçağ’ın fiziki şartları süper ve evimizin dibinde. MEV’in de eğitimi daha iyi diyollaa ama bilemedik.

Bazen “acaba şu Başka Bir Okul Mümkün kooperatifine mi girsek” diye düşünüyorum ama onun da başka dertleri var. Kendilerini yıllardır takip ediyor ve yapılan çalışmaları da çok takdir ediyorum. Özetle model şöyle: 5000 TL vererek kooperatife üye = okulun sahiplerinden oluyosun, 12.000 TL de eğitim ücreti ödüyosun,ileride kooperatiften çıkmak istersen 5000 TL’ni geri alıyosun. Herkes okulun eşit hissedarı olduğundan tüm velilerin yönetimde eşit söz hakkı var ve her şeye ortaklaşa karar veriliyor. Bodrum’da başarılı bir model ile Mutlu Keçi İlkokulunu açtılar ve güzel de bir düzen tutturdular ama o iş Ankara’da pek olmaz gibi geliyor bana. Ankara ve Bodrum arasında, veli profili açısından dağlar kadar fark var. Ankara velisi çok daha talepkar ve dediğim dedik…Şimdi böyle bir veli grubunu bu kadar demokratik bir çatı altında toplarsan kesin cıngar çıkar ve millet birbirinin gözünü oyar walla, çünkü herkes benim dediğim olsun der bence. Geçenlerde bu Başka Bir Okul Mümkün kooperatifinin bir toplantısına katıldım ve o çok merak ettiğim soruyu sordum: Eğitimin içeriği ve nasıl olacağı konusuna da mı veliler karar veriyor yoksa velilerin önerilerini eğitimci bir üst kurul mu değerlendirip son kararı veriyor? dedim ve öğrendim ki malesef eğitim konusunda da her şeye veliler ortak karar veriyormuş. İşte o noktada ben bi durdum ve beklemeye karar verdim. Anlaşılan o ki farklı görüşlerden veliler bir çatı altında toplanacak, zamanla bir çoğunluk grubu oluşacak ve okulun eğitim tarzı onların istediği yönde gelişecek,azınlık grubu “Ben çocuğumun böyle bir eğitim almasını istemiyorum” diyerek ayrılacak ve geriye sadece çoğunluk grubu kalmış olacak.Ama bakalım o grup kimlerden oluşacak? Benim gibi akademik başarıya önem vermeyen ve çocuğunun sadece mutlu olmasını isteyen velilerden mi yoksa çocuğunu astronot yapıp uzaya göndermek isteyen velilerden mi? Bekleyelim ve görelim diye düşünüyorum ben, şöyle 1-2 sene içinde çoğunluk grubunun profili anlaşılırsa ve kafama da yatarsa belki ilkokula Başka Bir Okul Mümkün kolejinde gider. Ankara’da açılacak olan okul İncek’teymiş ve henüz ismi belli değilmiş, ona da çocuklar karar verecekmiş. Yannız şöyle bir durum da var ki 100 kişilik bi kontenjan var, yani 1-2 sene sonra “Aa bu okulun veli profili süper olmuş” desem bile fırsatı kaçırmış olabiliriz.

Resim

Amaaaan işte görüldüğü üzere çok fazla bilinmeyeni olan bir denklem bu,çözmek çok zor,allah herkese kolaylıklar versin walla ne diyim. Bu arada akademik başarı demişken kolejlerin reklamları beni öldürüyor: İŞTE GERÇEK BAŞARI, OXFORD’UN ANKARA ŞUBESİ, BİLİNGUAL EĞİTİM, ÇİFT DİPLOMA, MEZUN OLUNCA DİREK NASA, ALLAH ALLAAAH..Yaw arkadaş bi sakin olun hele,hepiniz mi süpersiniz? Biriniz de desin ki PASO OYUN, OLİMPİK KUM HAVUZU, ÖDEV MÖDEV YOK desin yemin ediyorum topuklarımı ardıma vura vura giderim kayıt yaptırmaya. Ama yok işte, herkes bi başarı delisi olmuş hacı. Gel biz senle açalım böyle bi okul ha? Ne dersin? Düşünsene sınıflarda sıra yok, yer minderleri var.  Tarih,coğrafya filan seçmeli ders mesela, nasıl? Hatta bütün dersler seçmeli, ödev yok sınav yok ha babako? Güzel di mi? E güzel de işte o iş öyle hayal kurmakla olmuyo,bunun finansal kısmı da var, atcan mı bi sakal?

 

Düzeltme:

“BBOM İlkokulları’nda Milli Eğitim Müfredatı kabul edilir. Ancak BBOM Derneğinin geliştirdiği çerçeve kapsamında uygulamada yapılan bazı değişikliklerle çocukların kendi eğitim planlarını belirlemeleri sağlanır. Bu açıdan BBOM okullarında bireyselleştirilmiş eğitim planları (BEP) uyguladığımız için MEB planından daha fazlasını uygulanır. Hem MEB müfredatının uygulanmasında ve hem de BEP çıkarılmasından birinci derecede okul akademik kadrosu sorumludur. Bu süreçlerde BBOM Derneği okul akademik kadrosuna uygulamada ve denetimde destek vermektedir. “

Written by gurkanyucel

07 Mayıs 2014 at 20:22

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , , , , ,

Bir Kaplanın Günlüğü

Babaların buluşma noktası