En Baba Blog

Babaların buluşma noktası

İLK ALÇI-DETAYLAR

with 6 comments

Geçen hafta parkta gezerken sert bir şekilde yere düştüğünde dizi hafifçe kanayıp sonrasında da kabuk bağlamıştı. Ben de “İlk Diz Yarası” diye bi yazı yazacaktım ama ben daha yazıya başlayamadan, hatta fotoğrafını bile çekmeye fırsat bulamadan yara Wolverine hızında iyileşti,kayboldu gitti. Demek kısmet “İlk Alçı” yazısınaymış.

Akşamları saat 21.30’dan sonra hafif uyku sersemi olmaya başlayınca çok tatlı oluyor,sarhoş gibi herşeye gülüyor,koltuklarda zıplıyor, yürürken yalpalıyor, bi taraftan da çok eğleniyor. Ama bu eğlence uzayınca genelde tadı kaçıyor,bu sefer de herşeye ağlıyor, bir türlü uyumuyor. O nedenle o sarhoşluğun ortalarında bi yerde hemen banyoya sokuyoruz, yıkayıp cumba yatak uyutuyoruz.

 

Geçen pazar akşamı uyku sarhoşluğunun başlarında yatağa çıkmış “Heryer Mavi” adlı oyununu oynuyordu. Bu oyunun kuralları çok basit:Kafana mavi bir pike/çarşaf/vs. geçireceksin ve histerik çığlıklar atarak “HERYER MAVİİİ…HERYER MAVİİİ” diye ordan oraya koşacaksın. Tayga’nın en iyi oynadığı ve en sevdiği oyunlarından birisi olan “Heryer Mavi”, yatak üstünde ve uyku sersemiyken oynanmaya kalkınca bizim eleman cumburlop yere yuvarlandı. Zaten çok hareketli bir çocuk olmasının yan etkisi olarak sıklıkla düştüğü için biz önce yine basit bir düşme vakası sandık. Fakat düştüğü yerden kalkmaya çalışırken sol kolunu kıpırdatamadığını görünce telaşlanıp hemen acile gittik. Biz bu durumlarda hep Başkent Hastanesi’ne gideriz. Doğum da Başkent’te olmuştu zaten,odur budur müdavimiyizdir.

 

O gece Başkent’in acilinde tüm doktorlar ölümcül bir hastaya müdahele etmekte olduğundan kimse bizimle ilgilenemedi. Aslında biraz daha bekleseydik belki bizi de alacaklardı içeri ama beklemeye sabrımız olmadığından Acıbadem’e gitmeye karar verdik.

 

Biz Acıbadem’e varana kadar Tayga elini,kolunu,parmaklarını oynatmaya, birşeyleri tutmaya,çekmeye,itmeye yani elini-kolunu gayet normal kullanmaya başlamıştı.Oradaki doktor da muayene sonrasında “Hiçbir şeyi yok, sadece kolunu incitmiş, kırık veya çatlak olsaydı kesinlikle elini-kolunu kıpırdatamazdı, böyle sakin durmazdı,acı içinde ağlardı. O nedenle röntgene gerek yok, ağrısı 1 hafta kadar sürebilir, bu süre içinde pedifen türü bir ağrı kesici verin,başka hiçbişeye gerek yok” dedi. Biz de “koskoca doktor bizi yanlış yönlendirecek değil ya, gerekli olsaydı röntgen çekerdi herhalde” diye düşündüğümüzden film konusunda hiç ısrar etmedik ve gönül rahatlığıyla eve gittik.Tayga da zaten çoktan sakinleşmişti,eve döner dönmez de uyudu.

 

Ertesi gün kolunda belli-belirsiz bir şişlik vardı ve oraya bastırınca “uf” diyordu. Umay’ın doktor ablası Börte’yi aradık ve bize “Yaş ağaç kırığı olabilir, ortopediste götürün” dedi. Yaş ağaç kırığı, bebeklerde ve küçük çocuklarda görülen, normal bir kırık gibi acı vermeyen ve çocuğun hareketlerini engellemeyen bir kırık türüymüş. Biz de hemen Başkent’ten randevu aldık ama onlar da perşembeye kadar doluymuş. Açıkçası çocuğun ağrı-sızısı olmadığı ve hareketlerinde hiçbir anormallik olmadığı için muayeneyi daha erken bir tarihe aldırmak için fazla bir girişimde bulunmadık .Ne de olsa Acıbadem’deki doktor bize kesin bir dille “içinizi ferah tutun,kesinlikle çocuğunuzun hiçbir şeyi yok” demişti.

 

Neyse efendim,muayene günü geldi,gittik Başkent’e, pediatrik ortopedist doktorumuz ilk muayenesinde “Çatlak olabilir,bi film çekelim” dedi. “Çatlak olabilir”i duyunca biz bi telaşlandık ama “Yok canım,olamaz,öyle olsa diğer doktor neden bizi çocuğun iyi olduğuna ikna etmek için o kadar uğraşsın ki?” diye düşündük. Biz hala laylaylomlardayken röntgen doktora bi geldi “Kolda kırık var,hemen alçı odasını hazırlayın” dedi. Umay’la ben ağzımız açık birbirimize bakakalmışken 1-2 dakika içinde apar topar çocuğun kolunu alçıya alıp,boynuna da askısını takıp kucağımıza verdiler. Herşey o kadar hızlıydı ki insan gerçekliğine inanmakta zorlanıyor. Bu 2 dakika boyunca Tayga hiç sesini çıkarmadı, doktor amcası ile gayet işbirliği içinde kolunu uzattı ve sakince bekledi.

Çocuğu o halde görünce insanın hem içi parçalanıyor, hem de “bu çocuk şimdi nasıl uyuyacak? nasıl yıkiycaz? nasıl oyun oyniycak? bu alçı ne kadar duracak? herhalde en fazla 2-3 gündür” diye düşünmeye başlıyor. Bir de üstüne doktor “2 hafta sonra gelin alçıyı çıkaralım” deyince “NE??? 2 HAFTA MI?” diye bağırası geliyor insanın. Ama şöyle bi düşününce “çok şükür sadece 2 hafta”…

Tüm bu karmaşa sırasında doktora soramadık ama sonra kafamız yerine gelince ilk sorduğumuz soru “Kırıldığı gün alçıya alınsaydı daha mı iyi olurdu,yoksa birşey farketmez miydi?” oldu. İçimden “Lütfen bişey farketmezdi de doktor,lütfenn” diye dua ederken adam buğulu gözlerle kemikte 5 derecelik bir açı bozukluğu oluştuğunu,ilk an alçıya alınsaydı muhtemelen bu bozukluğun olmayacağını söyledi. İşte o an uçarak Acıbadem’e gidip önce o doktoru bulup ağzını burnunu kırmak, sonra da hastaneyi tahliye edip ateşe vermek istedim.Doktorumuz her ne kadar “O kadar da önemli bir bozukluk değil bu, zamanla düzelir” dediyse de biz şimdi ciddi ciddi Acıbadem’e dava açmayı düşünüyoruz. Dur aklıma gelmişken ben şu avukat arkadaşı bi ariim.

Written by gurkanyucel

19 Haziran 2011 18:43

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

6 Yanıt

Subscribe to comments with RSS.

  1. Çok geçmiş olsun Gürkan, nazar nazar bu bence. 3 ay kolunda alçıyla gezmiş biri olarak çok iyi anlıyorum Tayga’yı. Canının yanmamış olması en olumlu kısmı bu olayın. Umay’a selamlar…

    Tuğba ÖZEL

    24 Haziran 2011 at 14:43

  2. çok geçmiş olsun miniğe, size de tabi.

    çakıltaş

    22 Haziran 2011 at 13:05

  3. Gecmis olsun kardes…

    Srp

    20 Haziran 2011 at 18:42

  4. Gürkan, hastane önünde yumurtalı, çürük domatesli falan bir gösteri yapılacaksa ben hazırım!

    Çok çok geçmiş olsun…

    Canan

    20 Haziran 2011 at 06:46

  5. Çok geçmiş olsun, gerçekten çok zor bir şey yaşamışsınız..Benim kızımın eli 2. derece yanmıştı, 2 hafta eli bandajlı dolaştı, bir de her akşam açıp pansuman yapıyorduk, deli gibi ağlıyordu…En azından her seferinde açıp canı yanmıyor öyle düşünün ve hemen geçiyor 2 hafta , çok canınızı sıkmayın..Onlar bir şekilde oyun da oynuyorlar, üzülmeyin..Allah beterinden korusun tüm kuzuları..

    hande

    19 Haziran 2011 at 18:54

    • -çok teşekkürler,size de geçmiş olsun
      -amin:)

      gurkanyucel

      19 Haziran 2011 at 18:57


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Bir Kaplanın Günlüğü

Babaların buluşma noktası

%d blogcu bunu beğendi: