En Baba Blog

Babaların buluşma noktası

EBLEH

leave a comment »

Herşey Rüzgar’ın baş ağrısıyla başladı. O güne kadar ne de mutluyduk, geceleri uyuyor,gündüzleri algılarımız açık bir şekilde normal bir gün geçirebiliyorduk. Ta ki
Rüzgar “öğretmenim başım ağrıyor” diyene kadar. Annesi gelip Rüzgar’ı okuldan aldığında artık çok geçti, en yakın arkadaşı Tayga çoktan kapmıştı virüsü. Akşam
babasının elinden tutarak eve doğru giden Tayga “Bugün Rüzgar’ın başı ağrıdı,annesi de gelip onu erken aldı” dediğinde baba kişisi başına geleceklerden
habersiz,kafasının içinde “O ikea rafını 2-3 milim daha yukarı monte etseydim keşke” düşünceleri dolaşırken boş gözlerle oğluna bakarak “Hı hı” dedi. 3-4 gün
geçmemişti ki alnından öpen annesinin “Sıcak mısın sen sanki biraz?” sorusunu Tayga’nın “Başım ağrıyo” şeklinde cevaplaması,babanın beyin hücreleri arasındaki
nöronlarda ufak çaplı bir hareketliliğe yol açtı: Şimdi bu rafı söksem 2-3 milim yukardan geri monte edemem ki,dübel yeri mahfolur.
Ne olduğu belirlenemeyen hastalığı hafif atlatmıştı Tayga,ama ebleh babası o kadar şanslı olamayacaktı. Burnuna sokulan kameranın geri çekilirken yarattığı gıdıklama
hissine karşı koymaya çalışırken kızarık gözlerle izlediği doktor, gözlüğünün üzerinden bakarak “Nezle olmuşsunuz,teraflu yazıyorum.” dediğinde aniden kafasında bir
şimşek çaktı: Aaa tabi yaaa, rafları levhayla birbirine bağlarsam 2-3 milim yukarı çekebilirim!

Aylar öncesinden planlar yapılmıştı, ilk defa yıllık iznini evde geçirecek, geç saatlere kadar uyuyacak, uzun kahvaltılar yapacak,hatta gazete okuyacaktı. Tatilinin
daha ilk gününde çok feci hastalandığına mı yoksa suya düşen planlarına mı yanacağına henüz karar verememişken,birşeyler hatırlamaya çalıştığında hep yaptığı gibi
tavanla duvar kesişimindeki kartonpiyerlere bakarak sinirli bir şekilde “kim demişti lan -Hayat, sen planlar yaparken başına gelenlerdir- diye?” dedikten sonra sözün
hatırlayamadığı sahibine okkalı bir küfür savurdu. Ama küfrün adresine ulaşması mümkün değildi çünkü o sözün sahibi 36 sene önce, kaldığı otelin önünde kendi hayranı
tarafından vurularak öldürülmüş ve çoktan tahtalı köyü boylamıştı. Savurduğu küfrün ruhuna verdiği anlık rahatlamayla yerinden kalkarak mutfağa gitti,tuvalet kağıdıyla
silinmekten parçalanmış burnunu çekiştirirken dudağındaki uçukları yalayarak takvime baktı ve “2 güne iyleşirim ben yeaa” diye geçirdi içinden.

“Baba elmaaaa” komutuyla buzdolabına doğru yönelirken “Bütün tatilimi hasta geçirdiğime inanamıyorum” diye mırıldandı. Meyve sepetinden çıkardığı elmaya çekmeceden
aldığı bıçağı sinirle sapladığında artık acınacak halde olduğunun farkında bile değildi. Başına gelenler karşısında yapabildiği tek şey buydu:Elmaya bıçak saplamak.
Ertesi gün işe başladığında oda arkadaşı onu en gevrek sırıtışıyla karşılayarak “Amma tatil yaptın heaa nerdesin olm sen,uyuyamadığın yılların acısını çıkarttın
heralde, uyumaktan mallaşmışsın ehaue” dediğinde sinirlerine hakim olmaya çalıştı ve günlerdir boş duran masasında birikmiş imzalanacak evraklara bakarak gülümsemeye
çalıştı: Yok lan o kadar uyumadım, evdeki rafları filan tamir ettim.

55599772_tn30_0

Reklamlar

Written by gurkanyucel

08 Mart 2016 at 08:04

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

İCAT ÇIKARMA

with 2 comments

Adsız

Written by gurkanyucel

28 Ağustos 2015 at 11:19

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

OKUL İŞİNİ NAAPTINIZ?

with 6 comments

Walla işte naapalım,haala kafamız çok karışık.Çok fazla alternatif var ve fikrimiz sürekli değişiyor. Önceleri “ilkokulu hangi okulda okuyacaksa,anaokulunda da o okula gönderelim ki kreşten okula ani geçiş olmasın,anaokulu bi alışma evresi olsun” diye düşünüyoduk ama sonra dedik ki hali hazırda alışık olduğu ve sevdiği kreşinden ayırarak çocuğun hayatını sarsmayalım,zaten yeni kardeş oldu,2. sarsıntıyı ne kadar geciktirirsek o kadar iyi olur diye düşündük ve anaokuluna şu an gittiği kreşte devam etmesine karar verdik.Hem böylelikle okul araştırması için 1 sene daha zaman kazanmış olduk.Bi de şöyle bi durum var,anaokulu için koleje gönderirsek hemen okuma-yazma ön çalışmalarının başlayacak olmasını biz pek tercih etmiyoruz. Anaokulunu okul ortamından ziyade kreş ortamında okuması,1 sene daha fazla oyun oynaması ve okul stresine 1 sene daha geç girmesi anlamına gelir.O nedenle anaokulu konusunda son kararımızı Kidsland’den yana verip bu konuyu şimdilik kapattık ama ilkokulda nereye gidecek, orası haala muallak.Daha önce bahsettiğim gibi Gürçağ var işte aklımızda ama şimdi bi de MEV‘i düşünmeye başladık. Gürçağ’ın fiziki şartları süper ve evimizin dibinde. MEV’in de eğitimi daha iyi diyollaa ama bilemedik.

Bazen “acaba şu Başka Bir Okul Mümkün kooperatifine mi girsek” diye düşünüyorum ama onun da başka dertleri var. Kendilerini yıllardır takip ediyor ve yapılan çalışmaları da çok takdir ediyorum. Özetle model şöyle: 5000 TL vererek kooperatife üye = okulun sahiplerinden oluyosun, 12.000 TL de eğitim ücreti ödüyosun,ileride kooperatiften çıkmak istersen 5000 TL’ni geri alıyosun. Herkes okulun eşit hissedarı olduğundan tüm velilerin yönetimde eşit söz hakkı var ve her şeye ortaklaşa karar veriliyor. Bodrum’da başarılı bir model ile Mutlu Keçi İlkokulunu açtılar ve güzel de bir düzen tutturdular ama o iş Ankara’da pek olmaz gibi geliyor bana. Ankara ve Bodrum arasında, veli profili açısından dağlar kadar fark var. Ankara velisi çok daha talepkar ve dediğim dedik…Şimdi böyle bir veli grubunu bu kadar demokratik bir çatı altında toplarsan kesin cıngar çıkar ve millet birbirinin gözünü oyar walla, çünkü herkes benim dediğim olsun der bence. Geçenlerde bu Başka Bir Okul Mümkün kooperatifinin bir toplantısına katıldım ve o çok merak ettiğim soruyu sordum: Eğitimin içeriği ve nasıl olacağı konusuna da mı veliler karar veriyor yoksa velilerin önerilerini eğitimci bir üst kurul mu değerlendirip son kararı veriyor? dedim ve öğrendim ki malesef eğitim konusunda da her şeye veliler ortak karar veriyormuş. İşte o noktada ben bi durdum ve beklemeye karar verdim. Anlaşılan o ki farklı görüşlerden veliler bir çatı altında toplanacak, zamanla bir çoğunluk grubu oluşacak ve okulun eğitim tarzı onların istediği yönde gelişecek,azınlık grubu “Ben çocuğumun böyle bir eğitim almasını istemiyorum” diyerek ayrılacak ve geriye sadece çoğunluk grubu kalmış olacak.Ama bakalım o grup kimlerden oluşacak? Benim gibi akademik başarıya önem vermeyen ve çocuğunun sadece mutlu olmasını isteyen velilerden mi yoksa çocuğunu astronot yapıp uzaya göndermek isteyen velilerden mi? Bekleyelim ve görelim diye düşünüyorum ben, şöyle 1-2 sene içinde çoğunluk grubunun profili anlaşılırsa ve kafama da yatarsa belki ilkokula Başka Bir Okul Mümkün kolejinde gider. Ankara’da açılacak olan okul İncek’teymiş ve henüz ismi belli değilmiş, ona da çocuklar karar verecekmiş. Yannız şöyle bir durum da var ki 100 kişilik bi kontenjan var, yani 1-2 sene sonra “Aa bu okulun veli profili süper olmuş” desem bile fırsatı kaçırmış olabiliriz.

Resim

Amaaaan işte görüldüğü üzere çok fazla bilinmeyeni olan bir denklem bu,çözmek çok zor,allah herkese kolaylıklar versin walla ne diyim. Bu arada akademik başarı demişken kolejlerin reklamları beni öldürüyor: İŞTE GERÇEK BAŞARI, OXFORD’UN ANKARA ŞUBESİ, BİLİNGUAL EĞİTİM, ÇİFT DİPLOMA, MEZUN OLUNCA DİREK NASA, ALLAH ALLAAAH..Yaw arkadaş bi sakin olun hele,hepiniz mi süpersiniz? Biriniz de desin ki PASO OYUN, OLİMPİK KUM HAVUZU, ÖDEV MÖDEV YOK desin yemin ediyorum topuklarımı ardıma vura vura giderim kayıt yaptırmaya. Ama yok işte, herkes bi başarı delisi olmuş hacı. Gel biz senle açalım böyle bi okul ha? Ne dersin? Düşünsene sınıflarda sıra yok, yer minderleri var.  Tarih,coğrafya filan seçmeli ders mesela, nasıl? Hatta bütün dersler seçmeli, ödev yok sınav yok ha babako? Güzel di mi? E güzel de işte o iş öyle hayal kurmakla olmuyo,bunun finansal kısmı da var, atcan mı bi sakal?

 

Düzeltme:

“BBOM İlkokulları’nda Milli Eğitim Müfredatı kabul edilir. Ancak BBOM Derneğinin geliştirdiği çerçeve kapsamında uygulamada yapılan bazı değişikliklerle çocukların kendi eğitim planlarını belirlemeleri sağlanır. Bu açıdan BBOM okullarında bireyselleştirilmiş eğitim planları (BEP) uyguladığımız için MEB planından daha fazlasını uygulanır. Hem MEB müfredatının uygulanmasında ve hem de BEP çıkarılmasından birinci derecede okul akademik kadrosu sorumludur. Bu süreçlerde BBOM Derneği okul akademik kadrosuna uygulamada ve denetimde destek vermektedir. “

Written by gurkanyucel

07 Mayıs 2014 at 20:22

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , , , , ,

ARI VIZ VIZ VIZ

with 6 comments

Tayga son günlerde arılarla bozdu kafayı. Arılar nasıl uçar? Arılar nasıl sokar? Sokan arı neden ölür?…Elimden geldiğince sorularına cevap vermeye çalışıyorum ama bazen error vermiyor da değilim.
-Baba arıların iğnesi kendisine neden batmıyor?
-Euuu..
-Kurbağalar arı yer mi?
-EVET (oh be bildiğim yerden sordu)
-Ama o zaman arının iğnesi kurbağanın ağzına batmaz mı?
-Euujjbzzt..

Written by gurkanyucel

16 Nisan 2014 at 07:18

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

UYKU

with 7 comments

Tayga bebekken ve geceleri uyumamak için deli gibi direnirken (dolayısıyla bizi de delirtirken) Ferber Yöntemi’ni duymuş ve ümitlenmiştim. Ancak bu yöntemin “ağlamaktan yorulan bebeğin kendi kendine uykuya dalması” üzerine kurulu olduğunu, bu şekilde uyutulan bebeğin “ben ne kadar ağlarsam ağlayayım annem-babam gelmeyecek” şeklinde bir ebeveyne güvensizlik doğurabileceğini filan duyup vazgeçmiştim. Geçen sene bi ara “Acaba kitabı alıp okusam ve yöntemi uygulasam mı?” diye düşünürken yine biyerlerden “Bu yöntem 1 yaşından sonra uygulanmaz” diye okumuş ve yine vazgeçmiştim. Meğer tamamen bilgi kirliliği kurbanı olmuşuz ve yavrucağızımız da boş yere yıllarca debelenmiş. “Bi okuyayım bakalım şu kitabı,neymiş bu yöntem” diyerek aldım ve okuyunca o kadar üzüldüm ki… İnternetten okuduğumuz yanlış bilgiler bakın nelere sebep olmuş:

-Kitabın daha ön sözünde yazar diyor ki:”Bu yöntem kesinlikle “ağlatma yöntemi” değildir, insanlar tarafından neden böyle algılandığını anlayamıyorum ama bu yöntem tam tersine ağlatmama üzerine kuruludur.”

-Kitabı boş yere alıp okumakla uğraşmayın,özetle ana fikir şu: Her insan (bu ister bebek olsun,ister yetişkin) uykuya daldığında önce derin uykuya dalar, 2-3 saat kadar sonra uyku hafifler ve çoğu zaman uyanır. Uyandığı anda,”ilk uykuya daldığı an”daki ortam ve şartlar değişmemişse geri uykuya dalar ve muhtemelen sabah olduğunda gece uyandığını hatırlamaz bile.  Ancak ortam ve şartlar değişmişse uykusu açılır ve iyice uyanır. İlk uykuya daldığı andaki şartlar tekrar sağlanana kadar da geri uykuya dalamaz. Örneğin bebeği kucağında sallayarak uyuttuysan, 2-3 saat sonra uyandığında yine kucakta sallanıyor olmayı bekler, ama eğer yatağında sabit bir şekilde yatıyorsa muhakkak uyanır ve tekrar kucakta sallanma pozisyonuna geçene kadar geri uyumaz.

Yani aslında yapılması gereken şey çok basit: Bebek ilk uykuya daldığı andaki ortam ve şartlar öyle olmalı ki gece uyandığında da aynı pozisyonda olsun ve hemen uykuya geri dönsün. Nedir gece uyandığında karşılaşacağı sahne: Karanlık bir odada,yatağında sabit yatıyor. O zaman ilk uyuma anı da öyle olmalı:Karanlık bir odada,yatağında sabit yatıyor.

Bir diğer örnek de bebek emzik emerek uyumaya alışmışsa ve gece uyandığında emzik ağzında yoksa muhakkak uyanır ve emziği alana kadar geri uyumaz. Eğer bebek annesinin ninnisiyle uykuya dalıyorsa,uyandığında yine o ninniyi duymak ister ve duyana kadar da uyumaz.

Bu örnekler daha bayaa bi fazlalaştırılabilir ama olayın formülü bu:

“İlk uyuduğu andaki ortam ve şartlar=Gece uyandığı andaki ortam ve şartlar”

Peki bu olmazsa ne olur? Bebeğin uyku düzeni bir türlü oturmaz,gün içindeki huysuzlukları da aslında tamamen bu yüzdendir. Hatta bu huysuzluklar kişinin karakterine dönüşür ve büyüdüğünde bile huysuzluklar devam eder. Aslında yapılan araştırma göstermiş ki “Huysuz” olarak nitelendirilen büyük çocukların çoğu bebekliğinde uyku düzensizliği yaşamış.

İşte tam da bu noktada resmen kahroldum çünkü büyük ihtimalle Tayga’nın bugünki huysuzluklarının sebebi bebekliğinde bizim uyku düzenini bir türlü oturtamamış olmamız.

Ferber yöntemini kötüleyen tüm yazıları buradan kınıyorum, sizin yüzünüzden, daha doğrusu size inandığım için benim yüzümden çocuğum huysuz oldu çıktı.

“1 yaşından sonra bu yöntem uygulanmaz” diyenleri de ayrıca kınıyorum,çünkü kitabı okuyunca anlaşılıyor ki 12 yaşına kadar uygulanabiliyormuş. Keşke bu yanlış bilgiye de kanmasaydım ve daha erken önlemimi alsaydım.

Bilgi kirliliği konusunda en güzel örnek ekşisözlük. Kimisi demiş ki “bu yöntemin temelinde uyku öncesi rutini vardır, banyo yaptırılacak,kitap okunacak,ninni söylenecek,vs.” Yahu bunu yazan kişiyle ben aynı kitabı mı okudum acaba? Adam kitabında açıkça demiş ki: Uyku öncesi rutini yaparsanız uyumayı zorlaştırırsınız çünkü her gece bu rutini muhakkak ister bebek. Peki rutini uygulayamayacağınız zamanlarda ne olacak? Bebek uyuyamayacak,uyku düzeni bozulacak. Ayrıca her akşam saatler süren bu rutini tekrarlamak anne-babanın yaşam kalitesini düşürür…demiş..Ah hocam,bana yaşam kalitesi deme lütfen…BANA YAŞAM KALİTESİ DEME!!

Kimisi bu yönteme “anne babanın yapabileceği en büyük gaddarlık” demiş.Ama ben eminim ki bunu söyleyen kitabı okumamış,kulaktan dolma bilgiyle konuşuyor.

En güzelini en sondaki arkadaş yazmış: “richard ferber abinin 450 sayfalik kitabini okumadan bu yontem tam olarak anlasilamiyor. bence anne baba adaylarinin daha cocuk dogmadan kitabi bastan sona okumalari kendileri ve bebekleri icin cok faydali olur. sagdan soldan kulaktan dolma bilgilerle cocugu bos yere aglatip, sonra da “bu yontem bizim bebege uygun degilmis” diyerek aylar yillar surecek uyku bozukluklarina davetiye cikarmayin, derim.”

İşte biz “yıllar süren uyku bozukluklarına davetiye çıkaran”lardan olmuşuz meğer. Tayga gece uyanırdı, kucağa alırsın susmaz, bi taraftan yürümeye başlarsın yine susmaz, kucakta sallayarak koridoru arşınlarsın bana mısın demez, hem kucakta hem yürüyerek hem sallayarak bir de ninniler söylersin anca geri uyur. Meğer ilk uykuya daldığında kucakta+yürünüyor+sallanıyor+ninni söyleniyormuş ki çocukcağız tekrar aynı şartları arıyormuş. Bir süre sonra belim sakatlandı,artık kucakta sallayamamaya başladım ve gece uyandığında salona götürüp tekrar uykusunun gelmesini bekler olmuştum Meğer yapılabilecek en büyük hatayı yapıyormuşum.Çocuğun istediği şey meğer çok basitmiş: Yatağımda uyuyayım, yatağımda uyanayım.

Neyse,siz yine benim yazdıklarıma inanmayın, 450 sayfalık kitabın tamamını okuyup kararınızı öyle verin.

Resim

Written by gurkanyucel

03 Mart 2014 at 11:55

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

INFLUENZA A

with 2 comments

Çok feci bir salgın dolaşıyor a dostlar,aman deyim kendinize dikkat edin. Tayga da nasibini aldı tabi bu salgından. Pazar gecesi BABAAA diye viyakladı, odasına gittim ki çocuk yanıyor. Hemen penceresini açtım,üzerini soydum,baktım olmuyor verdim pedifeni hemen düştü. Sabah ilk iş gittik doktora, “Grip olmuş,yapacak fazla bişi yok,kreşe gitmesin, evde dinlensin geçer” dedi, e iyi bari diyip eve bıraktım,gidip işlerimi halledip eve döndüm hemen. Öğle saatlerinde tekrar yükselince ateşi bi pedifen daha verip annemizi doktora götürdük bu sefer (o da ayrı bi macera). Eve döndük,ateş tekrar yükseldi ama bu sefer ne yapsak düşmüyor. Pencere sürekli açık,dışarısı eksi 5 derece, ben 3 kat kazakla dolaşırken çocuk çıplak olduğu halde yanıyor. Bi taraftan da titreyerek ağlıyor tabi,en çok da o koyuyor insana. Çocuk acıklı Türk filmlerindeki gibi “üşüyorum baba lütfen sarıl bana” dedikçe kahroldum resmen. Pazartesi gecesi sabaha kadar uyuyamayan Tayga hayatında ilk defa sabahlamış oldu böylece. Bitmek bilmeyen gecenin sonunda sabah ilk iş başka bir doktora gittik. Bir arkadaşımın tavsiyesiyle evimizin yakınındaki Arte Hastanesindeki Süheyla Özsan’a gittik,adını veriyorum ki reklam olsun çünkü çok memnun kaldım kendisinden. Hemen boğazına bi çubuk sokup laboratuvara gönderi, 5 dakka sonra sonuç geldi:influenza A. “Çok şiddetli bir grip türüdür,hiç boş yere çocuğu hırpalamayalım,vereceğim ilaç 3 günde iyileştirir ” dedi, verdi antivirütik ilacımızı gönderdi. Gerçekten de 3 gün içinde iyileşti ama ilacı içmemek için bize de ne çektirdi ne çektirdi.

İlaç saati gelince evin içinde dört dönüyoruz, evladım gel iç şu ilacı, İÇMEEEM!!ACI OOO!! Bir de atik ki sormayın, tam köşeye kıstırıyorum VIJT diye aradan kaçıp kurtuluyor (Muzipo işe yaramış sanırım). En sonunda canıma tak etti yakalayıp yere yatırdım bunu, annesinin “Yapma bey!!” çekiştirmelerine kulak asmadan oturdum üstüne tam zorla içirecem BEN KENDİM İÇİCEEEM diye böğürerek pes etti, “BABA GİTSİİİN,ANNE İÇİRSİİİN,PİS BABAAA, BEN ARTIK BABAYI SEVMİYCEEEM, SADECE ANNEMLE KARDEŞİMİ SEVİCEEEM” diye ağladı. Sevilecekler listesine kardeşini de eklemiş olması çok hoşuma gitti:)

Üzülmedim mi,üzüldüm tabi, 78 kiloluk adamın 18 kiloluk sabinin üzerine oturması hiç hoş değil,ama öyle bir işe yaradı ki ondan sonra ilaç saati geldiğinde gidip dolaptan ilacını kendi getirir oldu:)

Ateşli geçen 5 günün sonunda bugün nihayet normale dönmeye başladı. O iyileşti ama bu sefer de ben cortladım (Tayga’nın bedduasını almamalıydım). Dün sevgili ilkokul öğretmenimle konuşuyorduk telefonda, “evde maske tak ki diğerlerine bulaşmasın” dedi. Canım öğretmenim, 1984-2014 şaka maka tam 30 sene geçti hala eli üzerimizde. Ben de gittim maske aldım geldim ve hemen taktım. Tayga görünce “Aaa baba doktor olmuş” dedi! He oğlum he, 50 kuruşluk maskeyi takınca 6 sene okuyup dirsek çürütmene gerek kalmıyor. Ne dalga geçiyosun,otururum bak üstüne ha!

Resim

Kendime not:Seneye ma-aile grip aşısı olunacak…

Written by gurkanyucel

03 Ocak 2014 at 17:42

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

KARDEŞ

with 3 comments

Uzun süredir yazamıyorum,neden? 16 gün önce evimizin yeni üyesi aramıza katıldı da ondan. Can Kaplan’ımızın doğum hikayesini kendi blogunda anlatıcam, olayın Tayga açısından durumu şöyle:

Doğumdan önce: Çok heyecanlı ama biraz da tedirgin; rutinlerine sıkı sıkıya bağlı birisi olarak hayatında nelerin değişeceğini çok merak ediyor ve endişeli.

Doğumdan hemen sonra: Çok ama çok heyecanlı, kardeşini ilk gördüğü anı hayatım boyunca unutmicam,hiç o kadar heyecanlı görmemiştim kendisini:)  Tayga’nın bi göstermelik/sahte gülüşü vardır, ama bi de içten/canı gönülden gülüşü vardır, kardeşine canı gönülden gülüyor ve gerçekten de sevgiyle yaklaşıyor.

1. hafta: Annenin sürekli bebekle ilgilenmesi biraz canını sıktı, anneden uzaklaşma ve “baba yedirsin, baba giydirsin, baba yıkasın, baba uyutsun”lar başladı (Ama çok şükür ki anneye olan öfkesini asla kardeşine yansıtmadı). Bunu farkedince hemen bir acil durum planı yaparak akşamları anne ile daha fazla zaman geçirmesini sağladık, anında etkisini gösterdi, sinir gitti.

2. hafta: Kreşten almaya gittim, yardımcı öğretmen vedalaşma sırasında “Kardeşine selam söyle, kardeşini özledin mi? Kardeşini seviyo musun? Kardeşinin adı ne? Kardeşin kime benziyor?” gibi “kardeş”le başlayan bir çok soruyu ardarda sıraladı, Tayga hiç cevap vermedi,sadece sahte gülüşünü yapıştırdı suratına. Eve geldik, “Hadi in babacım arabadan” diyorum, hiç kıpırdamıyor, hiç cevap vermiyor,sessizce yere bakıyor. ALAAAARM!!! Kapısını kapattım, yanına oturdum, dakikalarca konuştuk,sonuçta şunu anladım: Kardeşini seviyor ancak “sevmek zorunda olma” hissiyatı onu geriyor, ayrıca etrafındakilerin sürekli kardeşiyle ilgili sorular sormasından çok rahatsız. Kardeşini sevmek zorunda olmadığını,bunun çok normal olduğunu ve “birisini sevmeme”nin kendisini kötü bir insan yapmayacağını anlattım. Hemen ertesi gün de kreşi uyardım,artık kardeş sorusu sormuyorlar ama malesef akşamları kreşten alma sırasında karşılaştığımız velilerin istinasız hepsi bu soruları sormaya devam ediyor. Onlar da iyi niyetli tabi sonuçta, çocuk üzerindeki olumsuz etkisi kimsenin aklına gelmiyor, kendim bu durumu yaşamasaydım benim de aklıma gelmezdi açıkcası.

2. hafta itibariyle durum bu,şimdilik iyi gidiyoruz,umarım böyle devam eder.

Written by gurkanyucel

25 Aralık 2013 at 05:09

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Bir Kaplanın Günlüğü

Babaların buluşma noktası