En Baba Blog

Babaların buluşma noktası

UYKU

with 7 comments

Tayga bebekken ve geceleri uyumamak için deli gibi direnirken (dolayısıyla bizi de delirtirken) Ferber Yöntemi’ni duymuş ve ümitlenmiştim. Ancak bu yöntemin “ağlamaktan yorulan bebeğin kendi kendine uykuya dalması” üzerine kurulu olduğunu, bu şekilde uyutulan bebeğin “ben ne kadar ağlarsam ağlayayım annem-babam gelmeyecek” şeklinde bir ebeveyne güvensizlik doğurabileceğini filan duyup vazgeçmiştim. Geçen sene bi ara “Acaba kitabı alıp okusam ve yöntemi uygulasam mı?” diye düşünürken yine biyerlerden “Bu yöntem 1 yaşından sonra uygulanmaz” diye okumuş ve yine vazgeçmiştim. Meğer tamamen bilgi kirliliği kurbanı olmuşuz ve yavrucağızımız da boş yere yıllarca debelenmiş. “Bi okuyayım bakalım şu kitabı,neymiş bu yöntem” diyerek aldım ve okuyunca o kadar üzüldüm ki… İnternetten okuduğumuz yanlış bilgiler bakın nelere sebep olmuş:

-Kitabın daha ön sözünde yazar diyor ki:”Bu yöntem kesinlikle “ağlatma yöntemi” değildir, insanlar tarafından neden böyle algılandığını anlayamıyorum ama bu yöntem tam tersine ağlatmama üzerine kuruludur.”

-Kitabı boş yere alıp okumakla uğraşmayın,özetle ana fikir şu: Her insan (bu ister bebek olsun,ister yetişkin) uykuya daldığında önce derin uykuya dalar, 2-3 saat kadar sonra uyku hafifler ve çoğu zaman uyanır. Uyandığı anda,”ilk uykuya daldığı an”daki ortam ve şartlar değişmemişse geri uykuya dalar ve muhtemelen sabah olduğunda gece uyandığını hatırlamaz bile.  Ancak ortam ve şartlar değişmişse uykusu açılır ve iyice uyanır. İlk uykuya daldığı andaki şartlar tekrar sağlanana kadar da geri uykuya dalamaz. Örneğin bebeği kucağında sallayarak uyuttuysan, 2-3 saat sonra uyandığında yine kucakta sallanıyor olmayı bekler, ama eğer yatağında sabit bir şekilde yatıyorsa muhakkak uyanır ve tekrar kucakta sallanma pozisyonuna geçene kadar geri uyumaz.

Yani aslında yapılması gereken şey çok basit: Bebek ilk uykuya daldığı andaki ortam ve şartlar öyle olmalı ki gece uyandığında da aynı pozisyonda olsun ve hemen uykuya geri dönsün. Nedir gece uyandığında karşılaşacağı sahne: Karanlık bir odada,yatağında sabit yatıyor. O zaman ilk uyuma anı da öyle olmalı:Karanlık bir odada,yatağında sabit yatıyor.

Bir diğer örnek de bebek emzik emerek uyumaya alışmışsa ve gece uyandığında emzik ağzında yoksa muhakkak uyanır ve emziği alana kadar geri uyumaz. Eğer bebek annesinin ninnisiyle uykuya dalıyorsa,uyandığında yine o ninniyi duymak ister ve duyana kadar da uyumaz.

Bu örnekler daha bayaa bi fazlalaştırılabilir ama olayın formülü bu:

“İlk uyuduğu andaki ortam ve şartlar=Gece uyandığı andaki ortam ve şartlar”

Peki bu olmazsa ne olur? Bebeğin uyku düzeni bir türlü oturmaz,gün içindeki huysuzlukları da aslında tamamen bu yüzdendir. Hatta bu huysuzluklar kişinin karakterine dönüşür ve büyüdüğünde bile huysuzluklar devam eder. Aslında yapılan araştırma göstermiş ki “Huysuz” olarak nitelendirilen büyük çocukların çoğu bebekliğinde uyku düzensizliği yaşamış.

İşte tam da bu noktada resmen kahroldum çünkü büyük ihtimalle Tayga’nın bugünki huysuzluklarının sebebi bebekliğinde bizim uyku düzenini bir türlü oturtamamış olmamız.

Ferber yöntemini kötüleyen tüm yazıları buradan kınıyorum, sizin yüzünüzden, daha doğrusu size inandığım için benim yüzümden çocuğum huysuz oldu çıktı.

“1 yaşından sonra bu yöntem uygulanmaz” diyenleri de ayrıca kınıyorum,çünkü kitabı okuyunca anlaşılıyor ki 12 yaşına kadar uygulanabiliyormuş. Keşke bu yanlış bilgiye de kanmasaydım ve daha erken önlemimi alsaydım.

Bilgi kirliliği konusunda en güzel örnek ekşisözlük. Kimisi demiş ki “bu yöntemin temelinde uyku öncesi rutini vardır, banyo yaptırılacak,kitap okunacak,ninni söylenecek,vs.” Yahu bunu yazan kişiyle ben aynı kitabı mı okudum acaba? Adam kitabında açıkça demiş ki: Uyku öncesi rutini yaparsanız uyumayı zorlaştırırsınız çünkü her gece bu rutini muhakkak ister bebek. Peki rutini uygulayamayacağınız zamanlarda ne olacak? Bebek uyuyamayacak,uyku düzeni bozulacak. Ayrıca her akşam saatler süren bu rutini tekrarlamak anne-babanın yaşam kalitesini düşürür…demiş..Ah hocam,bana yaşam kalitesi deme lütfen…BANA YAŞAM KALİTESİ DEME!!

Kimisi bu yönteme “anne babanın yapabileceği en büyük gaddarlık” demiş.Ama ben eminim ki bunu söyleyen kitabı okumamış,kulaktan dolma bilgiyle konuşuyor.

En güzelini en sondaki arkadaş yazmış: “richard ferber abinin 450 sayfalik kitabini okumadan bu yontem tam olarak anlasilamiyor. bence anne baba adaylarinin daha cocuk dogmadan kitabi bastan sona okumalari kendileri ve bebekleri icin cok faydali olur. sagdan soldan kulaktan dolma bilgilerle cocugu bos yere aglatip, sonra da “bu yontem bizim bebege uygun degilmis” diyerek aylar yillar surecek uyku bozukluklarina davetiye cikarmayin, derim.”

İşte biz “yıllar süren uyku bozukluklarına davetiye çıkaran”lardan olmuşuz meğer. Tayga gece uyanırdı, kucağa alırsın susmaz, bi taraftan yürümeye başlarsın yine susmaz, kucakta sallayarak koridoru arşınlarsın bana mısın demez, hem kucakta hem yürüyerek hem sallayarak bir de ninniler söylersin anca geri uyur. Meğer ilk uykuya daldığında kucakta+yürünüyor+sallanıyor+ninni söyleniyormuş ki çocukcağız tekrar aynı şartları arıyormuş. Bir süre sonra belim sakatlandı,artık kucakta sallayamamaya başladım ve gece uyandığında salona götürüp tekrar uykusunun gelmesini bekler olmuştum Meğer yapılabilecek en büyük hatayı yapıyormuşum.Çocuğun istediği şey meğer çok basitmiş: Yatağımda uyuyayım, yatağımda uyanayım.

Neyse,siz yine benim yazdıklarıma inanmayın, 450 sayfalık kitabın tamamını okuyup kararınızı öyle verin.

Resim

Reklamlar

Written by gurkanyucel

03 Mart 2014 at 11:55

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

INFLUENZA A

with 2 comments

Çok feci bir salgın dolaşıyor a dostlar,aman deyim kendinize dikkat edin. Tayga da nasibini aldı tabi bu salgından. Pazar gecesi BABAAA diye viyakladı, odasına gittim ki çocuk yanıyor. Hemen penceresini açtım,üzerini soydum,baktım olmuyor verdim pedifeni hemen düştü. Sabah ilk iş gittik doktora, “Grip olmuş,yapacak fazla bişi yok,kreşe gitmesin, evde dinlensin geçer” dedi, e iyi bari diyip eve bıraktım,gidip işlerimi halledip eve döndüm hemen. Öğle saatlerinde tekrar yükselince ateşi bi pedifen daha verip annemizi doktora götürdük bu sefer (o da ayrı bi macera). Eve döndük,ateş tekrar yükseldi ama bu sefer ne yapsak düşmüyor. Pencere sürekli açık,dışarısı eksi 5 derece, ben 3 kat kazakla dolaşırken çocuk çıplak olduğu halde yanıyor. Bi taraftan da titreyerek ağlıyor tabi,en çok da o koyuyor insana. Çocuk acıklı Türk filmlerindeki gibi “üşüyorum baba lütfen sarıl bana” dedikçe kahroldum resmen. Pazartesi gecesi sabaha kadar uyuyamayan Tayga hayatında ilk defa sabahlamış oldu böylece. Bitmek bilmeyen gecenin sonunda sabah ilk iş başka bir doktora gittik. Bir arkadaşımın tavsiyesiyle evimizin yakınındaki Arte Hastanesindeki Süheyla Özsan’a gittik,adını veriyorum ki reklam olsun çünkü çok memnun kaldım kendisinden. Hemen boğazına bi çubuk sokup laboratuvara gönderi, 5 dakka sonra sonuç geldi:influenza A. “Çok şiddetli bir grip türüdür,hiç boş yere çocuğu hırpalamayalım,vereceğim ilaç 3 günde iyileştirir ” dedi, verdi antivirütik ilacımızı gönderdi. Gerçekten de 3 gün içinde iyileşti ama ilacı içmemek için bize de ne çektirdi ne çektirdi.

İlaç saati gelince evin içinde dört dönüyoruz, evladım gel iç şu ilacı, İÇMEEEM!!ACI OOO!! Bir de atik ki sormayın, tam köşeye kıstırıyorum VIJT diye aradan kaçıp kurtuluyor (Muzipo işe yaramış sanırım). En sonunda canıma tak etti yakalayıp yere yatırdım bunu, annesinin “Yapma bey!!” çekiştirmelerine kulak asmadan oturdum üstüne tam zorla içirecem BEN KENDİM İÇİCEEEM diye böğürerek pes etti, “BABA GİTSİİİN,ANNE İÇİRSİİİN,PİS BABAAA, BEN ARTIK BABAYI SEVMİYCEEEM, SADECE ANNEMLE KARDEŞİMİ SEVİCEEEM” diye ağladı. Sevilecekler listesine kardeşini de eklemiş olması çok hoşuma gitti:)

Üzülmedim mi,üzüldüm tabi, 78 kiloluk adamın 18 kiloluk sabinin üzerine oturması hiç hoş değil,ama öyle bir işe yaradı ki ondan sonra ilaç saati geldiğinde gidip dolaptan ilacını kendi getirir oldu:)

Ateşli geçen 5 günün sonunda bugün nihayet normale dönmeye başladı. O iyileşti ama bu sefer de ben cortladım (Tayga’nın bedduasını almamalıydım). Dün sevgili ilkokul öğretmenimle konuşuyorduk telefonda, “evde maske tak ki diğerlerine bulaşmasın” dedi. Canım öğretmenim, 1984-2014 şaka maka tam 30 sene geçti hala eli üzerimizde. Ben de gittim maske aldım geldim ve hemen taktım. Tayga görünce “Aaa baba doktor olmuş” dedi! He oğlum he, 50 kuruşluk maskeyi takınca 6 sene okuyup dirsek çürütmene gerek kalmıyor. Ne dalga geçiyosun,otururum bak üstüne ha!

Resim

Kendime not:Seneye ma-aile grip aşısı olunacak…

Written by gurkanyucel

03 Ocak 2014 at 17:42

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Tagged with ,

KARDEŞ

with 3 comments

Uzun süredir yazamıyorum,neden? 16 gün önce evimizin yeni üyesi aramıza katıldı da ondan. Can Kaplan’ımızın doğum hikayesini kendi blogunda anlatıcam, olayın Tayga açısından durumu şöyle:

Doğumdan önce: Çok heyecanlı ama biraz da tedirgin; rutinlerine sıkı sıkıya bağlı birisi olarak hayatında nelerin değişeceğini çok merak ediyor ve endişeli.

Doğumdan hemen sonra: Çok ama çok heyecanlı, kardeşini ilk gördüğü anı hayatım boyunca unutmicam,hiç o kadar heyecanlı görmemiştim kendisini:)  Tayga’nın bi göstermelik/sahte gülüşü vardır, ama bi de içten/canı gönülden gülüşü vardır, kardeşine canı gönülden gülüyor ve gerçekten de sevgiyle yaklaşıyor.

1. hafta: Annenin sürekli bebekle ilgilenmesi biraz canını sıktı, anneden uzaklaşma ve “baba yedirsin, baba giydirsin, baba yıkasın, baba uyutsun”lar başladı (Ama çok şükür ki anneye olan öfkesini asla kardeşine yansıtmadı). Bunu farkedince hemen bir acil durum planı yaparak akşamları anne ile daha fazla zaman geçirmesini sağladık, anında etkisini gösterdi, sinir gitti.

2. hafta: Kreşten almaya gittim, yardımcı öğretmen vedalaşma sırasında “Kardeşine selam söyle, kardeşini özledin mi? Kardeşini seviyo musun? Kardeşinin adı ne? Kardeşin kime benziyor?” gibi “kardeş”le başlayan bir çok soruyu ardarda sıraladı, Tayga hiç cevap vermedi,sadece sahte gülüşünü yapıştırdı suratına. Eve geldik, “Hadi in babacım arabadan” diyorum, hiç kıpırdamıyor, hiç cevap vermiyor,sessizce yere bakıyor. ALAAAARM!!! Kapısını kapattım, yanına oturdum, dakikalarca konuştuk,sonuçta şunu anladım: Kardeşini seviyor ancak “sevmek zorunda olma” hissiyatı onu geriyor, ayrıca etrafındakilerin sürekli kardeşiyle ilgili sorular sormasından çok rahatsız. Kardeşini sevmek zorunda olmadığını,bunun çok normal olduğunu ve “birisini sevmeme”nin kendisini kötü bir insan yapmayacağını anlattım. Hemen ertesi gün de kreşi uyardım,artık kardeş sorusu sormuyorlar ama malesef akşamları kreşten alma sırasında karşılaştığımız velilerin istinasız hepsi bu soruları sormaya devam ediyor. Onlar da iyi niyetli tabi sonuçta, çocuk üzerindeki olumsuz etkisi kimsenin aklına gelmiyor, kendim bu durumu yaşamasaydım benim de aklıma gelmezdi açıkcası.

2. hafta itibariyle durum bu,şimdilik iyi gidiyoruz,umarım böyle devam eder.

Written by gurkanyucel

25 Aralık 2013 at 05:09

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

ŞAHLAR DA EMEKLİ OLUR

leave a comment »

Kreşte satranç dersi vermeye başladılar, yaklaşık 3 ayda bayaa bi yol katetmişler. Aslında ben sıkılıp bırakacağına emindim ama dersi veren “sakallı Cem abi”si sayesinde sıkılmadı, hatta sevmiş olsa gerek ki sabah getirdi takımı “hadi baba satranç oynayalım” dedi. E hadi oynayalım dedim ama gözümden de uyku akıyor çünkü her sabah olduğu gibi yine saat 06.00’da dikildik ayağa asker gibi. Neyse efenim benim bir gözüm uyuyor,bir gözüm oynuyor,enem bi baktım pat olmuşuz. Bizimki daha öğrenmemiş patı “Eee? Sadece şahlar kaldı,napcaz şimdi?” dedi,ben de anlattım işte “Biz şimdi berabere kaldık” diye…

-Hmm..Beraber kaldı yani şahlar.

-Evet babacım.

-Şahlar baş başa mı kaldılar?

-Evet babacım.

-O zamaaaan şimdi dans etsinleeer!!!

Dedi ve şahları dansettirmeye başladı, “Şimdi uçağa binip tatile gitsinler” diye uçurdu, sonra onlara kırmızı yastıklardan güzel bi tatil köyü yaptı, sarı kurdeleyle süsledi, sonra da şahları otele yerleştirdi, saatlerce oynadı durdu onlarla “Şimdi de denize giriyolaar, şimdi havuzda yüzüyolaaar, şimdi golf oynuyolaaar” filan diye.

 Görsel

 

Özetle yorgan gitti kavga bitti şahlar da emekliliğin tadını çıkardı:)

Written by gurkanyucel

21 Kasım 2013 at 07:53

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Tagged with , ,

OSMANLI TOKADI

with 2 comments

Dün akşam rutin boğuşmamız sırasında Tayga biraz fazla heyecanlanıp sağ kulağıma allah ne verdiyse okkalı bir tokat attı. O kadar şiddetliydi ki gözlüğümün kemik sapı kırıldı.

Görsel

Kemik kıran tokadını yiyince kulağım uzunca bir süre zıngıldadı ve gerçekten çok canım acıdı,ama yine de fazla önemsemedim “1-2 saate geçer” dedim. 1 saat geçti,2 saat geçti,5 saat geçti acı dinmedi,hatta gittikçe arttı,o kadar arttı ki gece ağrıdan uyuyamadım. Bu sabah da ilk iş doktora gittim,anlattım olayı, “4 yaşındaki oğlum tokat attı,kulağım çok ağrıyo” diyince pek ciddiye almadı tabi, bıyık altından gülerek “Bi bakalım kulağınıza” dedi alaycı bi ses tonuyla. Ama kulağı inceleyince suratı değişti ve “İnanmiycaksınız ama kulak zarınız YIRTILMIŞ!!!” dedi. Neyse ki kendi kendini yenileyecekmiş,ama bu süre içinde su kaçmaması gerekiyomuş, daha uzunca bir süre ağrı devam edecekmiş, bizim oğlanı neyle besliyomuşuz, falan filan…

Bu Muzipo‘da bizim oğlana ne yapmışlarsa haddinden fazla güçlenmiş anlaşılan. Ama ne demiş metin yazarı atalarımız: Kontrolsüz güç güç değildir…

Written by gurkanyucel

19 Kasım 2013 at 08:10

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

RENGARENK

leave a comment »

Her şey O Ses Türkiye yarışmacısı Tuğçe Gendigelen’in, Slumdog Millionaire filmiyle ünlenen Ring Ring Ringa adlı şarkıyı Hintçe,Arapça,İngilizce ve Türkçe olarak seslendirmesiyle başladı. Ertesi gün belediyeye gittim ve 5 dakkalık işim nedense 45 dakkaya uzadı ve o 45 dakika boyunca bulunduğum odadaki memur aralıksız olarak, bilmiyorum kaç defa ardarda Tuğçe’nin bu performansını seyretti. Bu süre boyunca maruz kaldığım müzikal şiddetin yan etkisi olarak 2 gün boyunca şarkı dilime pelesenk oldu, araba sürüyorum RİNGA RİNGAA RİNG, yemek yiyorum RİNGAA RİNGAAA RİNG, dişimi fırçalarken bile hala söylemeye çalışıyorum ağzımdan köpükler saçarak: RİNGAA RİNGAA RİNG… E tabi Tayga da  duyar duymaz hemen atladı “Baba bu ne şarkısı?” diye, ben de Sertap Erener’in Rengarenk versiyonunu indirdim, aman indirmez olaydım, eleman hastası oldu hem şarkının hem de klibin. Günlerdir sabah akşam dinliyor,tabi bize de dinlettiriyor RENGAARENGAARENK…Bu sabah bi de orjinalini seyrettireyim dedim elemana,indirdim Hint versiyonunu,amaaan ekrana yapıştı resmen bizimki,sürekli sorular soruyo “Baba bunlar kim? Baba burası neresi? Hindistan çok uzak mı? Ben de gitcem oraya…” dedi durdu… Git oğlum,sağlıkla bi büyü de Hindistan’a mı gidiyosun Katmandu’ya mı gidiyosun nereye gidiyosan git, dünya senin…

 Görsel

Written by gurkanyucel

18 Kasım 2013 at 09:39

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

MUZİPO

with 4 comments

Hayatım boyunca hiç spor yapmadım, futbolun f’sinden anlamam,az bi pinpon oynamışlığım vardır,o da saylanmaz. Sonuç:28 yaşında bel fıtığı, 7 yıl süren fizik tedavi,35 yaşında ameliyat.

Tayga benim gibi olmasın diye çok uğraşıyorum, 1 yıldır tenise gidiyor mesela, kreşte yoga filan da yapıyolar,yetmez dedim jimnastiğe yazdırdım,o da yetmedi bi de Muzipo’ya yazdırdım.

muzipo_logo

Muzipo, 2-12 yaş arası çocukların profesyonel bir eğitmen eşliğinde spor yaptıkları (daha doğrusu koşup oynadıkları, eğitmenin de onlara çaktırmadan spor yaptırdığı) kapalı bir ortam. Buradaki kilit kelime “kapalı”… Özellikle kış aylarında hafta sonları çocuğu nereye götüreceğimizi şaşırıyoruz. Evde kalsa içinde biriken enerji akşama doğru doruk noktasına ulaşıyor ve iyice deliriyor, düz duvara filan tırmanmaya çalışıyor. Dışarı çıkarsak hava kötü olduğu için mecburen alışveriş merkezlerine götürüyoruz. AVM’lerdeki çocuk oyun alanları da basık, havasız, aşırı sıcak ve tam bir bakteri yuvası. Üstelik de çok pahalı, 3 dakka arabaya bin,5 dakka top havuzu,10 dakka zıp zıp,oydu buydu derken bi bakıyosun 1 saatte 30-40 TL uçmuş gitmiş. Halbuki aynı paraya oyuncak alsam çok daha mutlu olur eleman.

Neyse efenim,neymiş bu Muzipo diye bi gittik ücretsiz deneme dersine. Hopladılar, zıpladılar, tırmandılar, denge çubuğunda yürüdüler,1 saat boyunca kudurup çok eğlendiler. Sonuçta çocuğun hışı çıktı ama eve dönünce akşama kadar pamuk gibi oldu, yemeğini süper yedi, hiç huysuzluk yapmadı (zaten yapacak hali kalmamıştı:), erkenden de uyudu. “Amanın ne güzel bişeymiş bu Muzipo, hem çocuk eğlendi, hem biz rahat ettik, fiyatı nedir acaba?” diye sorduk hemen, 1 aylık üyelik 160 TL’ymiş, 8 saat spor 2 saat oyun oynanıyormuş. Yani spor dersinin saati 20 TL’ye geliyor, 2 saatlik oyun da bonus, 3 ay veya yıllık üyelikte fiyat daha da düşüyor. AVM oyun alanlarından kesinlikle çok daha ucuz ve faydalı buldum ve hemen yazdırdım 4 yaş grubuna. Cumartesi-Pazar günleri saat 10’da gidiyoruz, böylelikle dersten sonra kurt gibi acıkmış oluyor ve öğle yemeğine saldırıyor:)

1 ayın sonunda Tayga’da ciddi değişimler oldu: Kol kasları gelişti,meğer daha önce hiç kullanmamış, şimdi barfix filan çekiyor, dengesi gelişti ve bi de bence en önemlisi cesareti arttı. Daha önceleri atlamaya korktuğu yerler şimdi  vız gelip tırıs gidiyor. Teşekkürler Muzipo:)

Written by gurkanyucel

09 Kasım 2013 at 11:42

Uncategorized kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , , ,

Bir Kaplanın Günlüğü

Babaların buluşma noktası